Kayıtlar

sana dair bana ait

keşke söylesen, bu kenti terketmek artık kolay değil. kapıyı kapatıp çıkamıyorum içeriden halbuki tersimiz düzümüzden dikişli, halbuki güneşliyiz, sen gözümün önünde. arkasında ışıklar... anlıyoruz ki alakalı değil rölativiteyle ruh, anlıyoruz ki mevsim mayısa değebilir. anlıyoruz ki iyilikler de kalp sökebilir. her şey dönüştüyse kuma, yola hırkamı giyer çıkarım, talep etmiyorum, sırtımda taşıdığım gezegende gözlerim kapanıyor fakat dönüyorum. etrafın; bakışları müşfik, bakışları kara. değiştiyse zaman, yatıştıysa acınız, müsaitseniz, kapınızı çalacağım. farkediyorum, çünkü dikkat ediyorum. her kağıda farklı imza atıyorsunuz. farkediyor ve artırıyorum. müsait misiniz? kapınızı çalacağım. misafir değilim. lütfen beni ağırlama. ihbarı idrak. teessüf ederim! haber değeri yok bunların meşgul etmeyin. sonra bir nota veriyorlar sesimiz kesiliyor. bakışlarımız düşüyor. arkamı dönüp bakmaya cesaret edince; okyanus, rüzgar, dalgalar... bir dirseğim sıraya dayalı kalıyor. boş konuşuyorum.  ...

hasbihal

bana değil içindeki boşluğa bağır ama yankısı kafanın içinde üç yıl sürerse karışmam. benim sürdü ve canımı zor kurtardım. siktir git çocukluğunun sokağına. ben öldürseler dönmem. çocukluğunu ara oralarda. ben görsem kaçarım sen git, ara, bul. ararken bir de çiçek olsun elinde. ama çiçeğini kopardığın saksıyla göz göze gelme sakın. bakarsın da gitmez gözünün önünden yıllarca görgü tanığın. bakarsan karışmam, bulamazsan yolu ben göstermem. ona göre git.   çocukluğunun şarkısını açma sakın. şarkıyı tekrar açarsın da kafana sıkarsa nakaratı ben karışmam diyorum. öldürürsün kendini kendin yüzünden. kafana sıkmaz mı sanıyosun o nakarat, dene. denerken ölürsün de cenazene bile gelmem. hatta bi dua edersin de kabul olmadığına ağlarken sel basarsa evini, karışmam ben. ben yüzmeyi de boğulmamak için öğrendim, yastığımdaki denizde. bak söylüyorum sana, birisini o çocuk gibi seversin de, o gider başkasının gözlerinin içine bakarsa annesine bakar gibi, bi de bakmadım derse, bi de gelir sana ba...

butimar’ın şarkısı

her şey biter  su taşı bitirir  güneş suyu  zaman güneşi bitirir  aşk zamanı  söz aşkı bitirir  ben sözü

mektup

yolun açık olsun… ben bunu ilk kez yürekten söyledim .  ve ben bunu ilk kez böyle yürekten söyleyince;  “yolun açık olsun”  bir dua niteliği kazandı.  kalbim barıştı seninle böylece.  herkes ettiğini bulur;  ben de, sen de.  bu hep böyle.  ne çıkar ben bir kapıyı açsam,  açmasam ne çıkar, çarpıp gitsem?  ardındaki odalar çoktan yitmiş,  kapılar yansa, ne çıkar?  benim şu hayatta yaptığım en iyi ikinci iş;  -ki beni bilirsin kendimle ilgili çok hoş düşüncelerim yoktur-  benim şu hayatta yaptığım en akıllıca iş;  oltamın ucuna, uçurtma takıp  gökyüzü avlamaktır.  benim şu hayatta yaptığım en iyi sonuncu iş;  kafamı duvarlara çarpıp çarpıp  nihayet anlamaktır.  diyeceğim o ki kan revan bir ahmaklıktır, benim şu hayatta yaptığım en iyi üçüncü iş.  ne çıkar sarsan yaramı, s armasan öldürsen ne çıkar?  ben çoktan tükürmüşüm ciğerimi nefes olsan , ne çıkar?  benim şu hay...

sus payı

ben dünyanın mide bulantısı, safrası, karın ağrısıyım. üvey evladı. istenmeyen tüyü. ben bu dünyanın kırılan tırnağıyım. şemsiyeler açtığı yağmuru, delik deşik uykusuyum. peki şimdi ne oldu'suyum. gözlüğündeki buğusu, açmadığı telefonu, su damlatan musluğuyum. kapıya çıkarmayı unuttuğu çöpü, dișindeki çürüğüyüm ben bu dünyanın. dudağındaki çatlağı, boğazındaki gıcığı, saçındaki kırığıyım. bu dünya beni ebediyen sevmedi sevmeyecek. ben bu dünyaya hiç aitim.  bir tek seni severken affetti bu dünya beni. ben başımı göğsüne koyunca bu dünyanın, bir tek seni severken hırıltısız bir nefesti.

eylülde kalanlara;

iki hevesi olup da ikisini de ona ayıran herkesin devranı dönecek bir eylül akşamı, dar yapmayın kendinize dünyayı. baharı beklerken kışı, sabahı beklerken geceyi atlatmak gerek sadece.  iyi gece.

00:43

tanışma hikayemiz -benim için- bu hayatta sadece bazı insanların başlarına gelen gerçek olamayacak kadar güzel şeylerdendi; mucizelere, tesadüflere, kadere, bazı şeylerin hakkında daha iyisi planlandığı için olmayışına ve bunun gibi iyi hissettiren çoğu şeye inanmaktı. bu tip şeylere inanabileceğimi hissettiğim ilk ve son olay olarak da hep kalacak sanırım hafızamda. hep kalacak diğer şeyleri yazmayacağım buraya, hatırlamak istemediğim ama unutmamın da mümkün olmadığı türden şeyleri. bazı cümleleri bağırarak söylerken öğreniyor susmayı insan, bazı keşkeleri yaşarken öğreniyor ihtimalsiz ölmeyi. öğrendikçe değişiyor, değiştikçe eski benliğini daha çok arar oluyor hatta çoğu kez yeni hâlinden nefret ediyor. değişmek istemeden değişmiş olmanın doğurduğu hırçınlıkla saldırıyor yaşananlara.  -değiştiğim için mutlu musun peki sen, aşık olduğunla aynı kişi miyim sence? olmadığımı ikimiz de biliyoruz. bana hâlâ aynı şekilde aşık olduğunu söylerken benim aynı ben olmayışım değiştirmez mi bi...